Ana SayfaRomanİpek Sabahlık

İpek Sabahlık

İpek Sabahlık – Osman Balcıgil

Tür:Roman
Yazar:Osman Balcıgil
Yayınlanma Tarihi:2017
Yayınevi:Destek Yayınları
Karakterler

Suat Derviş; gazetecilik mesleğine Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde başlamıştır. Türkiye’nin öncü gazetecilerinden biridir. Henüz on dokuz yaşımda olmasına rağmen Avrupa’ya muhabir olarak gönderilmiştir. Basın sendikasının kurucusu ve başkanıdır. Devrimci Kadınlar birliğini kurarak, kadın hakları konusunda mücadele etmiş bir aktivistir. Basın dünyasında ilklere imza atmasının yanı sıra edebiyata şiir ile girmiş gerçekçi ve toplumsal edebiyatın gelişmesine öncülük eden yazarlındandır. Eserleri farklı dillere çevrilen ilk kadın edebiyatçı olmasına rağmen Suat Derviş ismi Türk edebiyat tarihinde hak ettiği yerde değildir.

Konusu

Osman Balcıgil’in İpek Sabahlık isimli eseri Cumhuriyet’in ilk yıllarına damgasını vuran gazeteci yazar Suat Derviş’in hayatını konu edinmektedir. Genç cumhuriyette kendisi de genç olan yazar, ülkesiyle birlikte darbeler yaşamış, kimi zaman afaroz edilmiş, çok sevdiği ülkesinden uzakta yaşamak zorunda kalmıştır. Her defasında düştüğü yerden yeniden kalkmayı bilmiş bunun için mücadele etmiştir.

İpek Sabahlık Özeti

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yılları ve Cumhuriyet’in ilanından itibaren yaşanan tüm gelişmelere tanıklık edecek olan Suat Derviş’in hikayeleştirilmiş biyografisini okuyoruz. Babası darülfünun’un kurucularından Müşir Derviş paşanın oğlu tıp profesörü İsmail Derviş, annesi ise Abdülmecid’in mabeyincilerinden Kamil Beyin kızı Hesna Hanımdır. Varlıklı bir ailenin ortanca çocuğu olan Suat, eve gelen özel mürebbiyelerden Fransızca ve Almanca dersleri alır. Baba Derviş çocuklarının, Almanya’da üniversite eğitimi almaları için kararlıdır. Suat; ablası Hamiyet ve kardeşi Ruhi ile birlikte sakin huzurlu bir hayat yaşarlar.

Suat’ın Babıali’ye ilk girişi, arkadaşı Nazım Hikmet’in onun şiirini “Alemdar” gazetesine göndermesi ve orada yayınlanmasıyla başlar. Arkadaşının bu hareketi ikili arasında hafif bir küskünlük yaşatsa da Derviş’in hayatı boyunca sürecek yazarlık ve gazetecilik yıllarının başlangıcı olacaktır. Şiirin basımından sonra gazetede çalışmaya başlayan genç kıza aynı zamanda gazete için önemli röportaj görevleri de verilir. On dokuz yaşında olmasına rağmen ülkenin ilk kadın gazetecilerinin arasında yer alarak rüştünü ispatlamış olur. Genç yazar ülke sathında ve yazın dünyasında adını duyurmuştur. Ardı sıra yazdığı romanlara, çevirisini yaptığı eserler eklenmiş, yaptığı röportajlarla gazetelerin aranan ismi olmuştur. Bu arada iki başarısız evliliği de bu yoğunluğun arasına sıkıştırmıştır

Suat, yazdığı romanların yanı sıra İkdam gazetesinin kadın sayfasını çıkarmayı başarır ve çok takdir görür. Mustafa Kemal Atatürk’ün eşi Latife Hanımın da desteğini alarak, kadınların siyasi hakları ve sosyal yaşama eşit katılabilmeleri için çalışmalar yaparlar. Türkiye’nin tek kadın gazetesini yöneten genç kadın sorumluluğunun farkındadır. Mehmet Rauf onun için “müthiş yetenekli ve zeki” diyerek hakkını teslim edecektir. Fakat genç Cumhuriyet, muhalif hiçbir harekete izin vermeyecek, çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile yürürlüğe sokmuş bu sayede basın da kendi payına düşeni almıştır. Bundan sonra ne yazılacaksa iki kere düşünecekler ya da gazeteleri kapatıp gideceklerdir. Suat, gazeteciliğe kısa bir süre ara verip roman yazmaya devam eder. Bu arada yazdıkları hikâyeleri Almanya’da farklı yayın evlerine gönderir. Böylece Almanca ’ya çevrilen ilk Türk yazar olarak da yerini alacaktır. Uzun yıllardır hazırlandıkları üniversite eğitimi için ablası ile birlikte Almanya’ya giderler. Orada ikisi de şan eğitimi alacaklardır. 1925’in Eylülünde birisi yirmisinde öteki ise yirmi üçünde iki genç kız Berlin’de eğitim görecekleri konservatuara kayıtları yaptırmış ve ilk derslere katılmaya başlamışlardır. Hamiyet’in bu konudaki yeteneği hocalarının dikkatini çekerken Suat edebiyat alanında okumak istemektedir. Bir süre sonra Berlin Üniversitesinde Felsefe ve Edebiyat Fakültesinde eğitime başlar. Ülkesine gönderdiği romanlarını Almancaya çevirip orada da gazetelerde bölümler halinde yayınlanıyor ve çok beğeniliyordur. Abla kardeş aileden sakladıkları bu bilgiye yenisini ekleyeceklerdir. Hamiyet, Danimarkalı bir gence âşık olmuştur. Okulu bırakıp Vigo ile evlenerek Kopenhag’a yerleşeceklerdir. Derviş ailesi bu evliliği onaylar. Suat yalnız kaldığı Berlin’de yaşadığı evi değiştirir, üniversiteye yakın bir yere yerleşir. Buradaki arkadaşlarıyla zaman geçirdikçe kendisinde olan eksikleri görür. Aldığı eğitim onu şekillendirmiş fakat siyaset, siyasal tarih, dinler tarihi, ekonomi konusunda ancak yüzeysel bir bilgiye sahip olduğunu düşünüyordur. O güne kadar ailesinin imkânlarıyla yaşayan yazar, 1929 ekonomik krizini önce sokakta sonra kendi hayatına yansımalarını görecektir. Yaşanan krizin ardından Almanya, seçime gitmiş Hitler’in yönetime gelmesiyle iyice yaşanmaz bir yer olmuştur. Suat’ın hayatı da yaşadığı ülkeden farksızdır. Babası ağır bir hastalığa yakalanmıştır, Berlin’de gördüğü tedavi işe yaramaz ve hayatını kaybeder. Bu arada yaşadıkları konakta büyük bir yangın çıkar hemen tüm varlıkları da yok olur. Suat, ailesini geçindirmenin yollarını aramak için ülkesine geri döner. Ne var ki muhalif bir yazar olduğu için afaroz edilmiş, sözbirliği yapılmış gibi Babıali’nin kapıları ona kapanmıştır. 1935 yılına gelindiğinde Suat’ın işçi kadınlarla yaptığı röportajlar, sadece toplumun değil kendi aydınlanmasının da anahtarı olur. Tekrar eskisi gibi mesleğinin aranan isimlerinden olmuştur. Türkiye, Montreux Konferansı’nı adım adım onun kaleminden izler. Ülkenin rotasının Sovyetler Birliği’nden İngiltere’ye çevrildiğini ilk onun kaleminden öğrenir. Geçirdiği fikri başkalaşım, ezilenden yana olan tavrı onun yazdıklarına da yansıyordur. Çalıştığı gazete biraz da bu yüzden SSCB de 1 Mayıs İşçi Bayramını gözlemlemek üzere Moskova’ya gönderilir. Dünyanın yeni bir savaşa sürüklendiği günlerde Türkiye’nin yolu sosyalizm değil, serbest ekonominin hüküm sürdüğü Batı dünyasıdır. Bu yüzden Tan gazetesi ve Suat’ın hazırladığı yazı dizisi tepkilere yol açar. Gazetenin kapatılmaması için işten ayrılır. Tüm zamanını yeni romanlarına ayırır – Fakat hala Babıali’nin tüm kapıları ona kapalıdır – İkinci Dünya Savaşı devam ederken, savaş karşıtı bir grubun açtığı bir dergide çalışmaya başlar. Öncesinde tanıdığı Reşat Fuat Beyle bir süre sonra evlenirler. Reşat Fuat Baraner, Türkiye Komünist Partisinin genel sekreteridir. Suat, Yeni Edebiyat dergisinde yazdığı yazılarla bir grup yazarın eleştiri konusu olur. Toplumsal gerçekçi karakteri sayesinde dikkatler üzerindedir. Her gün BBC’den dünya savaşı ve dünyadaki diğer gelişmelerini takip ederek bir nevi halka tercümanlık yapar. Fakat basın özgürlüğünün bir fikir olarak bile kabul görmediği o günlerde Yeni Edebiyat dergisi kapatılır. Eşi Reşat Fuat da tutuklanır. Suçu muhalif olmaktır. Suat, tam da bu günlerde Fosforlu Cevriye romanını kaleme almaya başlar. Toplumcu gerçekliğiyle düzeni sorgulayacak bir romandır. Acı bir rastlantı olarak 1945 yılında Hiroşima’ya atom bombası ile savaş insanlığa en kötü yüzünü gösterecektir. Dünyanın kana bulandığı bu günler; deneyimli gazeteci, yazar ve insan hakları savunucusu olan Suat’ı derinden üzer. 4 Aralık 1945 Türkiye basın tarihinin kara günlerinden biridir. Bir grup “Pan-islamist” genç, içlerinde Sabahattin Alin’inde gazetesi de olan muhalif yayınevlerini basıp talan ederler. 1950 yılına gelindiğinde Demokrat Parti iktidara gelir. Genel afla hapishanelerin kapısı açılır. Daha fazla demokrasi vaatleri ile iktidara gelen parti bu defa aydınları hedef alır. Suat eşini bir kez daha parmaklıklar ardında ziyaret edecektir. Yaşadığı tüm sıkıntılara rağmen direnir fakat artık mimlenen yazarın ülkede yaşayabilmesi neredeyse imkânsız hale gelir. Ablası Hamiyet ile birlikte Paris’e yerleşirler. Yeni romanlar ve çevirileriyle hayat olanca hızıyla devam eder. Aradan geçen dokuz yıldan sonra Reşat Fuat, cezasını tamamlar, Suat da ülkesine geri döner. Ülkeleri için çok emek vermişler; işçiler, köylüler, gençler, daha özgür olabilsin, emeklerinin haklarını alabilsinler diye çalışmışlardır. Bu uğurda emekler boşa gitmemiş Türkiye’nin işçileri öteki ülkelerde olduğu gibi dönemin standartlarına denk sayılabilecek sendikal haklara kavuşmuş, üniversitelerde demokratikleşme adımları atılmaya başlanmıştır. 1968 yılında Reşat Fuat’ın ani ölümünden kısa süre sonrada ablasını da kaybeden Suat için bu arka arkaya yaşanan kayıplar büyük bir şok etkisi yaratmıştır.

1969 yılında İstanbul Üniversitesi önünde Taylan Özgür’ün öldürülmesi ve ardındaki gizli gücü görebilen Derviş, ülkenin kanlı günlere doğru savrulduğunun farkındadır. Gençlere yardım edebilmenin yollarını arar. 1970 Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının tutuklanıp yargılanmasını içi sızlayarak seyretmek zorunda kalır. Sistem yine; okuyan, düşünen, ülkesinin geleceği için çırpınan genç insanların üzerinden bir silindir gibi geçmiştir. Yorgundur, hastadır Suat. Tedavi gördüğü hastanede, annesinin onu Berlin’e uğurlarken aldığı, valizinin hep üzerinde taşıdığı İpek sabahlığını üzerine örtülmesini ister. Bu onun bir insandan ve insanlıktan son isteği olacaktır.

İpek Sabahlık – Kitap Açıklaması

Suat Derviş, hayata ağzında altın kaşıkla merhaba dedi.

Son nefesini yoksulluk içinde verirken, üzerinde saraylı annesinin hediyesi ipek sabahlık örtülüydü.

Ülkesi için en iyiyi isteyen aydınların gördüğü eziyetten nasibini fazlasıyla aldı.

Bu yolda, doğurmak üzere olduğu oğlunu kaybetti.

Onlarca kez sinemaya ve sahneye uyarlanan FOSFORLU CEVRİYE isimli romanında, “hayatının aşkı”nı betimledi.

Bu eseriyle sadece kendi ülkesinde değil, pek çok ülkede de gönülleri fethetti.

Nâzım Hikmet’in “başını eğemedim, gölgesini çiğnedim” diye şiirler yazdığı yıl, Suat Derviş sadece on altı yaşındaydı.

Sonra biri güreşçi, biri romancı, öteki gazeteci olmak üzere üç koca eskitti.

Almanya’da Suzet Doli ismiyle Almanların, Fransa’da Suat Derwish adıyla Fransızların kalbini çaldı.

Yaşadığı dönemin kuşkusuz en iyi gazetecisi ve en çok okunan romancısı olan Suat Derviş’in soluk kesen dramını, İPEK SABAHLIK’ta sevinerek, gıpta ederek, şaşırarak, acı çekerek okuyacaksınız.

Tıpkı Nâzım Hikmet’in annesinin hayatının kaleme alındığı ELA GÖZLÜ PARS CELİLE’yi ve bir Sabahattin Ali romanı olan YEŞİL MÜREKKEP’i okurken olduğu gibi.

(Tanıtım Bülteninden)

Like
Love
Care
Haha
Wow
Sad
Angry
Nurhayat Akbulut
Nurhayat Akbulut
İyi kitap okumak geçmiş yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir.

BENZER KONULAR

YORUMLAR

Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüleyin

Sosyal Medya

792BeğenenlerBeğen
4,540TakipçilerTakip Et
21TakipçilerTakip Et
22TakipçilerTakip Et
55AboneAbone Ol

Günün Kitabı

Editör Seçimleri

Popüler Konular

Son Konular