Falaka – Ömer Seyfettin
| Tür: | Çocuk |
| Yazar: | Ömer Seyfettin |
| Yayınlanma Tarihi: | 2013 |
| Yayınevi: | Akçağ Yayınları |
| ISBN: | 9789753383929 |
Karakterler
Çocuk (Anlatıcı): Zekası, gözlem gücü ve yaratıcı yaramazlığıyla öne çıkan bir karakterdir, olayları sadece yaşayan değil, onları çözümleyen, hocanın zaaflarını fark eden ve arkadaşlarından farklı olarak kaba şakalardan ziyade ince bir plan kurabilen biridir. Bununla birlikte, hikayenin sonunda yaşananların sonuçlarını yıllar sonra bile sorgulaması, onun vicdan sahibi, duyarlı ve empati kurabilen bir kişiliğe sahip olduğunu gösterir.
Hoca (Mahalle Mektebi Öğretmeni): Geleneksel mahalle mektebinin otoriter öğretmen tipini temsil eder: bağıran, cezayı eğitimin temel aracı olarak gören, falaka ve dayağı disiplinin vazgeçilmezi sayan, pedagojik açıdan çağın gerisinde kalmış bir figürdür. Buna karşın eşeğine duyduğu sevgi, onun tamamen taşlaşmış bir karakter olmadığını, içinde insani bir yumuşaklık barındırdığını da ortaya koyar.
Kaymakam: doğrudan olayların merkezinde uzun süre yer almasa da adalet ve “yeni düzen” anlayışının simgesidir; okula yaptığı teftişle dayağın yasaklanmasını sağlar ve sonunda yaşananları görünce hocayı görevden alarak otoritenin artık keyfî değil kurallara bağlı olması gerektiğini temsil eder.
Abdurrahman Çelebi: İnsana özgü nitelikler yüklenen sembolik bir figürdür. Hocanın en zayıf noktası haline gelerek hem anlatıcının planının merkezine yerleşir hem de hikayenin ironik ve trajik sonunu hazırlayan masum bir kurban işlevi görür.
Konusu
Ömer Seyfettin’in Falaka adlı hikayesi, eski usul bir mahalle mektebinde dayak ve korku üzerine kurulu eğitim anlayışını, bir çocuğun yaşadıkları üzerinden anlatır. Anlatıcı, hocasının otoritesine karşı zekâsıyla kurduğu bir planla olayların yönünü değiştirir, ancak bu “komik” görünen sonuç, arkasında vicdani bir yük ve toplumsal bir eleştiri bırakır. Hikaye, hem eğitimde şiddeti sorgular hem de masum bir yaramazlığın bile ağır sonuçlar doğurabileceğini gösterir.
Falaka Özeti
Hikaye, yetişkin anlatıcının çocukluğuna dönerek anlattığı bir mahalle mektebi hatırası şeklindedir. Anlatıcı, Gönen’e geldikten sonra devam ettiği bu mektepte sınıf ayrımı olmadan kırk erkek çocuğun hep bir ağızdan elifba/amme okuduğunu, derslerin ezbere ve tekdüze yürüdüğünü söyler.
Sınıfın önünde ise “disiplinin sembolü” gibi duran falaka asılıdır. Mektebin hocası, yaşlı, bağırıp çağıran, pedagojik olarak kendini yenilememiş bir tiptir. Hocanın bir de huysuz eşeği vardır, çocuklar ona “Abdurrahman Çelebi” adını takar ve eşeğe bakmak hocaya yaranmanın bir ödülü gibi görülür.
Bir gün okula teftiş için kaymakam (yanında hakimle) gelir. Çocukları tek tek okutmak ister, fakat çocuklar bu düzene alıştıkları için tek tek okuyamazlar. Kaymakam sınıftaki falakayı görünce özellikle ona dikkat kesilir ve hocayı dışarı çağırır. Çocuklar konuşulanları duymaz ama ertesi gün falaka ortadan kaybolur. “Kaymakam yasak etti” söylentisi yayılır.
Böylece dayak korkusu kalkınca çocuklar büsbütün azgınlaşır. Hocanın yüzüne leblebi atmak, minderine iğne koymak, pabuçlarını saklamak gibi yaramazlıklar artar. Hoca, dayaksız baş edemeyeceğini anlayınca falakayı yeniden getirir ama bu kez açıkta tutmaz, yine de cezalar daha sertleşir.
Çocukların toplu yaramazlıklarından biri, hocayı esnetip uyutmak ve rahledeki enfiye kutusunu çalmaktır. Bütün sınıf hapşırık krizine girince hoca suçluyu bulamaz, “hepiniz falaka” diyerek sıra dayağına girişir. Bu olaydan sonra hoca, özellikle hapşırmayı “benimle eğleniyorsunuz” diye algılamaya başlar ve hapşıran olursa çok ağır döveceğine dair sert bir yemin eder: “Şart olsun…” Anlatıcı evde annesine bunun ne demek olduğunu sorar, annesi bunun “çok büyük yemin” olduğunu ve bozulmasının ağır sonuç doğuracağını anlatır. Çocuklar bu korkutucu bilgiyi öğrenince, hocanın bu yeminini ona karşı bir “zayıf nokta” olarak görmeye başlar.
Hikayenin kırılma anı, anlatıcının tek başına kurduğu daha ince bir muziplikle gelir. Hoca uyurken anlatıcı, enfiye dolu kağıt borular hazırlar, okul çıkışında eşeği hazırlamak için öne çıkan çocuklar arasındayken, bu borulardan birini Abdurrahman Çelebi’nin burnuna üfler. Eşek peş peşe hapşırmaya başlar. Hoca şaşırınca anlatıcı, hocanın kendi yeminiyle onu köşeye sıkıştırır: “Bugün ‘kim hapşırırsa falakaya yıkacağım’ demiştiniz, eğer eşeği affederseniz yemininiz bozulur…”
Çocuklar da bir ağızdan aynı tehdidi tekrar eder. Hoca, sevdiği eşeğine kıyamasa da kalabalığın baskısı ve yemin korkusuyla “yıkınız!” der. Çocuklar eşeği falakaya yatırır ve hoca sopayla vurmaya başlar. Tam bu sırada kaymakam tekrar çıkagelir, olanları görünce öfkelenir, çocukları azarlayıp hocayı yanına alır ve götürür. Bundan sonra ne falaka görülür ne de hoca…
Finalde anlatıcı, yıllar sonra bile birinin hapşırdığını gördüğünde bu olayı hatırladığını, gülümsemenin hemen ardından içini belirsiz bir acının kapladığını söyler. Çünkü sonuçta bu “komik” muziplik, hocanın işini kaybetmesine ve muhtemelen yoksullaşmasına yol açmıştır. Öykü, “hayattaki her gülünç şeyin altında görünmez bir facia yok mudur?” sorusuyla biter. Yani komedi gibi görünen olayların ardında gerçek bir trajedi ve vicdan yükü bulunabileceğini vurgular.
Hikayenin arka planında ise güçlü bir eğitim eleştirisi vardır. “Eski usul” mahalle mektebinde öğrenmenin ezbere indirgenmesi, dayak/falakanın “eğitim aracı” gibi kullanılması ve modern devlet temsilcisi kaymakamla “eski” öğretmen tipi arasındaki gerilim öne çıkarılır. Nitekim akademik bir inceleme, Falaka’da “eski tip okulda duvara asılı falakanın çağ dışı bir eğitim aracı olarak görülmesi” üzerinden dayak olgusunun işlendiğini ve kaymakam-öğretmen düzleminde “yeni-eski eğitim anlayışı” karşıtlığının kurulduğunu belirtir.
Falaka – Kitap Açıklaması
Ömer Seyfettin’in klasikleşmiş dokuz öyküsü (Falaka, Yüzakı, And, Ferman, Diyet, Perili Köşk, Bomba, Kütük, Vire), çocuklar için hazırlandı. Öyküler hem ilginç bilgiler içeriyor, hem bir tarih yolculuğu sunuyor. Çocuklarımızın Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biriyle tanışması için ilk adım…
(Tanıtım Bülteninden)



