Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku – İlhami Algör

TürYazarYayınlanma Tarihi
Romanİlhami Algör1995

Konusu

Hayal gücü oldukça yüksek hiçbir kitabı yayınlanmamış bir yazarın kadınları ve ilişkileri anlamlandırmaya çalıştığı bir dönemde tanıştığı bir kadınla, Müzeyyen ile arasında geçen olaylar anlatılmaktadır.

Karakterler

Müzeyyen: Kocası trafik kazasında ölünce, küçük kızıyla birlikte yaşayan akıllı ama talihsiz bir kadındır.

Arif: Önceden film montajcısıdır. Müzeyyen’e âşıktır. İstanbul’da gezintiler yapmayı çok sever. Cep telefonu kullanmayan, şizofrenik git-geller yaşayan bir adamdır.

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku Özeti

Önceden film montajcısı olan kahramanımız bir gün yazar olmaya karar verir. Ancak başladığı her şeyi yarım bırakan, bir boşluk duygusu içinde sıkışıp kalmış bir adamdır. Bu boşluğu da kendi iç sesiyle bazen de eşyalarla konuşarak doldurmaya çalışır. Sık aralıklarla İstanbul’da gezintilere çıkar, burada gözlemler yapar ve gözlemlerini yüksek hayal gücü sayesinde mizahi ve afili söylemlerle ifade eder. Yazar afili söylemlerle duygularından bahsederken Orhan Gencebay, Sadri Alışık gibi sanatçılardan da oldukça referans alır.

İlişkilerle ve kadınlarla ilgili gözlemler yaptığı bir dönemde Müzeyyen ile karşılaşır ve ona âşık olur. Arif, bu zamana kadar ilişkiler konusunda dikiş tutturamamış biridir. Tanıştıklarında Arif hem girişken, hem utangaç hem de küstah tavırlar sergiler ancak Müzeyyen’in gizemli, gamsız ve çekici haline kayıtsız kalamaz. Bir gün evde Güneş’in huzurunda spontane bir şekilde kendi kendilerine evlenirler. Müzeyyen Arif’e göre daha rahat ve bohem bir hayat yaşasa da aslında çok karışık bir hayatı vardır.

Müzeyyen bir gün Arif’in yazdığı henüz yarım kalmış olan hikâyeyi okumak ister ancak okuduktan sonra burun kıvırır. Arif ise hikâyesini savunarak “Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku” cevabını verir. Romanın ismi de buradan gelmektedir. Müzeyyen bu tutkunun sapık ve tek taraflı bir tutku olduğunu söyler. Çünkü bu hikâyeye göre adam, kadını çok seviyor, sevdikçe daha da çok seviyor ve bu sevgi saplantılı bir hal alıyordur. Yazar aynı zamanda yazmış olduğu hikâyenin kahramanı gibidir.

Roman boyunca duygularından ve hissettiklerinden bahsederek kendi iç sesiyle konuşuyormuş gibi görünen yazar, aslında Müzeyyen ile konuşuyordur. Ona göre Müzeyyen en mükemmeldir, onsuz bir hayat düşünülemez. Ancak Müzeyyen oldukça özgür ruhlu bir kadındır, yazar ise onu tüm hayatının merkezine koymuştur. Müzeyyen zaman içerisinde Arif’ten uzaklaşır ve bu ilişki Arif’in hayatındaki diğer oluşumlar gibi yarım kalır, adeta “çıt” diye yön değiştirir.

“Hikaye” dedim. “Gel seninle anlaşalım. Sen yarım kal, adını da yarım kalan hikâye koyalım”
“Sen zaten neyi tamam ettin ki?” dedi bana.
“Aslında tam diye bir şey yoktur” dedim. “Her tam bir üst yarımın alt basamağıdır. Yani yarım da bir bütündür.”

Bu gönderiyi değerlendirmek için tıklayın!
[Toplam: 4 Ortalama: 4.5]
Önceki KonuYeşil Yol
Sonraki KonuStephen King
Sinem Ezgi Akbulut
Okur - Yazar - Çizer

Benzer Konular

Abone ol
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüleyin

Sosyal Medya

1,002BeğenenlerBeğen
751TakipçilerTakip Et
298TakipçilerTakip Et
21AboneAbone Ol

Günün Kitabı

Editör Seçimleri

Popüler Konular

Son Konular