Tatarcık – Halide Edib Adıvar
| Tür: | Roman |
| Yazar: | Halide Edib Adıvar |
| Yayınlanma Tarihi: | 2009 |
| Yayınevi: | Can Yayınları |
| ISBN: | 9789750726248 |
Karakterler
Lale:Romanın başkahramanıdır. Poyraz Köyü’nde yaşayan, halk arasında “Tatarcık” lakabıyla anılan genç bir kızdır. Güçlü, bağımsız, çalışkan ve idealisttir. Hayattaki en büyük amacı Cumhuriyet’in yeniliklerini halka benimsetmek ve doğup büyüdüğü Poyraz Köyü’nü modernleştirmektir. İngilizce bilmesi, Batı tarzı eğitim alması, spor yapması ve kendi ayakları üzerinde durması onu modern bir genç kadın yapar.
Ancak Lale tamamen Batı hayranı değildir. Mütevazı, yardımsever, dürüst, mert ve lüksten uzak oluşuyla geleneksel değerleri de taşır. Bu nedenle romanda Doğu ile Batı arasında sağlıklı bir sentezi temsil eder.
Recep: Lale’nin karşısındaki olumlu erkek karakterdir. Lale gibi idealisttir ve toplumu modernleştirme düşüncesini benimser. Batı’yı taklit eden biri değildir. Batı kültürünü tanır ama Doğu’dan gelen dürüstlük, mertlik ve samimiyet gibi değerleri de korur. Londra’da eğitim görür ve avukat olmayı planlar fakat amacı yalnızca para kazanmak değil, halkın haklarını savunmaktır. Bu yönüyle Lale’nin düşüncelerini anlayan ve destekleyen bir karakterdir. Romanın sonunda Lale ile evlenme kararı alması, aynı ideallere sahip iki kişinin birleşmesi anlamına gelir.
Zehra: Lale’nin zıttı olarak çizilen genç kadın karakterdir. Lale ne kadar çalışkan, sade ve kendi ayakları üzerinde duran biriyse Zehra da o kadar gösterişe, lükse ve rahat yaşama düşkündür. En büyük amacı zengin ve başarılı bir erkekle evlenerek hayatını garanti altına almaktır. Batılı görünmeye çalışır, fakat bu Batılılaşma bilgiye, eğitime ya da toplumsal sorumluluğa dayanmaz, daha çok moda ve dış görünüşten ibarettir. Bu yüzden Zehra, romanda yanlış Batılılaşmanın ve yozlaşmış kadın tipinin temsilcilerinden biridir.
Sungur Balta: Romandaki olumsuz erkek karakterlerden biridir. Cumhuriyet döneminde ortaya çıkan sonradan zenginleşmiş, fırsatçı ve gösterişçi insan tipini temsil eder. Batı’yı gerçek anlamda anlayan biri değil, onu yüzeysel biçimde taklit eden biridir. Para ve serveti her şeyin üzerinde görür, haksız kazanç sağlamaktan, rüşvet gibi yollara başvurmaktan çekinmeyen, ahlaki yönden yozlaşmış bir kişilik olarak anlatılır. Çevresinden saygı görmek ister, fakat bu saygının kişiliğine değil, parasına ve gösterişine duyulduğunun farkındadır.
Safa: Romandaki “Yediler” grubunda yer alan dikkat çekici gençlerden biridir. Onun üzerinden Halide Edib, Sovyet ideolojisine ve aşırı fikir akımlarına eleştirel yaklaşır. Safa, babasının katı din anlayışına tepki duyarak dine karşı sert bir tavır geliştirmiştir. Ancak bu karşı çıkış onu özgür ve dengeli biri yapmaz; tam tersine başka bir aşırılığa sürükler. Bu nedenle romanda Safa, eski taassubun karşısına çıkan fakat kendisi de başka bir tür taassuba düşen “yeni biçim softa” gibi değerlendirilir.
Ahmet: yine “Yediler” grubundaki gençlerden biridir ve kapitalist düşünceyi temsil eder. Onun için güç ve medeniyet büyük ölçüde parayla ilişkilidir. Fakirliği büyük bir eksiklik olarak görür; zenginliği, çalışkanlık ve başarıyla ilişkilendirir. Sungur Balta’ya servetinden dolayı hayranlık duyması, Ahmet’in düşünce dünyasında paranın ne kadar önemli olduğunu gösterir. Bu yönüyle Ahmet, genç kuşak içinde maddi başarıya ve kapitalistleşmeye en çok önem veren karakterdir.
Haşim: Feridun Paşa Korusu çevresinde yer alan gençlerden biridir. Romanda daha çok köklü ve zengin aile çevresiyle ilişkilendirilir. Haşim’in ailesine ait Feridun Paşa Korusu, romandaki önemli mekânlardan biridir. Romanın sonunda Haşim’in Zehra ile evlenme kararı alması, onun olay örgüsündeki en belirgin rolüdür. Haşim, Lâle ve Recep kadar idealist bir karakter olarak öne çıkmaz; daha çok eski seçkin aile çevresi ve sosyal ilişkiler içinde yer alır.
Tatar Osman: Lale’nin babasıdır ve Lale’nin kişiliğinin oluşmasında önemli etkisi vardır. İngilizce bilen, çok okuyan, gezip görmüş ve yaşadığı döneme göre Batı kültürüne açık bir kişidir. Bu yönüyle Lale’nin Batı ile sağlıklı ilişki kurmasında babasının etkisi büyüktür. Lale’nin birçok bakımdan babasına benzemesi, onun bağımsız ve modern kişiliğinin kaynağını açıklar.
Miss / Helen Barkley: Lale’nin Amerikalı dostudur. Lale ile aynı dili konuşabilen, onu anlayabilen ve onun modernleşme düşüncesini destekleyen bir karakterdir. Lale’nin Poyraz Köyü’nü modernleştirme fikrinde Miss Barkley’nin etkisi vardır. Romanda olumlu kadın karakterlerden biri olarak görülür, aynı zamanda Halide Edib’in doğru Batılılaşma anlayışını açıklamasına yardımcı olur.
Saffet, Sungur Balta’nın sekreteridir. Romanda Lale ve Miss Barkley ile birlikte olumlu kadın imajı içinde değerlendirilen karakterlerden biridir. Çok ayrıntılı işlenmese de çalışkan, ciddi ve olumlu bir kadın tipi olarak öne çıkar.
Fitnat ve Dürdane, Zehra gibi yanlış Batılılaşmış kadın tipleri arasında yer alır. Gösterişe, lükse ve zengin erkeklerle ilişki kurarak rahat bir hayat elde etmeye önem verirler. Fitnat özellikle zengin bir eş bulma düşüncesiyle hareket eder. Bu karakterler, Lale’nin temsil ettiği güçlü ve üretken kadın tipinin tam karşısında yer alırlar.
Konusu
Poyraz Köyü’nde yaşayan eğitimli, özgür ruhlu ve güçlü bir genç kız olan Lale’nin, toplumun geleneksel yargıları ve yanlış Batılılaşma anlayışıyla mücadelesini anlatır. Roman, Lale’nin çevresiyle yaşadığı çatışmalar ve Recep’le olan ilişkisi üzerinden erken Cumhuriyet dönemindeki modernleşme, kadın eğitimi ve Doğu-Batı sentezi konularını işler.
Tatarcık Özeti
Halide Edib Adıvar’ın Tatarcık adlı romanı, erken Cumhuriyet döneminin toplumsal değişimlerini, modernleşme anlayışını, Batılılaşma tartışmalarını, kadın eğitimi ve kadının toplumdaki yerini ele alan önemli sosyal romanlardan biridir. Romanın merkezinde, Poyraz Köyü’nde yaşayan ve lakabı Tatarcık olan Lâle adlı genç bir kız bulunur. Lâle, bir balıkçının kızı olmasına rağmen eğitimli, İngilizce bilen, öğretmenlik yapan, bisiklete binen, özgür düşünen ve kendi kararlarını verebilen güçlü bir kadın karakterdir.
Halide Edib, bu karakter aracılığıyla Cumhuriyet’in ideal kadın tipini ortaya koyar. Roman, yalnızca Lâle’nin bireysel hayatını ya da aşkını anlatmaz; aynı zamanda eski ile yeninin, geleneksel değerlerle modern hayatın ve gerçek çağdaşlaşma ile yüzeysel Batılılaşmanın çatışmasını işler.
Romanın olayları büyük ölçüde Boğaz’ın Karadeniz’e yakın tarafındaki Poyraz Köyü ve yakınındaki Feridun Paşa Korusu çevresinde geçer. Poyraz Köyü, eserde sadece bir mekân değil, aynı zamanda toplumdaki değişimin sembolüdür. Cumhuriyet’ten sonra bazı eski İstanbullu aileler eski zenginliklerini, konaklarını ve yalılarını kaybederek bu sahil köyüne yerleşirler. Böylece köyde yerli halk, eski seçkinler, yeni zenginler, modern eğitimli gençler ve geleneksel hayatı sürdüren insanlar bir arada yaşamaya başlar.
Bu ortam, romanın temel çatışmasını oluşturur. Halide Edib, bu kişiler ve çevreler aracılığıyla Cumhuriyet sonrası toplumun nasıl değiştiğini, insanların bu değişime nasıl tepki verdiğini ve modernleşmenin hangi yollardan anlaşılması gerektiğini gösterir.
Lâle, yaşadığı çevrede davranışlarıyla dikkat çeker. Bisiklete binmesi, erkeklerle rahatça konuşabilmesi, İngilizce bilmesi, öğretmenlik yapması ve kendi başına kararlar alması, onun köydeki alışılmış kadın tipinden farklı görülmesine neden olur. Bu yüzden bazı insanlar tarafından yadırganır, dedikodulara konu edilir ve fazla serbest davranmakla suçlanır.
Özellikle geleneksel düşünceye bağlı kişiler, Lâle’nin özgür hareketlerini uygun bulmazlar. Ancak Halide Edib, Lâle’yi ahlaki bakımdan zayıf ya da toplumdan kopmuş biri olarak göstermez. Aksine onu çalışkan, bilgili, dürüst, cesur, kendine güvenen ve ahlaki değerlere bağlı bir Cumhuriyet kadını olarak çizer. Lâle, Batı kültürünü bilen fakat kendi toplumundan kopmayan bir karakterdir. Bu yönüyle Doğu ve Batı arasında bir sentezi temsil eder.
Roman boyunca Lâle’nin çevresiyle yaşadığı çatışmalar onun kişiliğini daha belirgin hale getirir. Bisikletiyle giderken yolunu kesen Kör İsmail ile yaşadığı tartışma, onun baskılar karşısında susup geri çekilmeyecek bir karakter olduğunu gösterir. Lâle, kendisine yöneltilen haksızlıklara karşı açıkça tepki verir.
Benzer biçimde Kübik Palas’ın sahibi Sungur Balta kendisine uygunsuz şekilde yaklaşınca, Lâle onu köylülerin önünde sert biçimde azarlar. Bu olay, onun erkek egemen anlayışa ve kadını pasif gören zihniyete karşı duruşunu ortaya koyar. Lâle, toplumun kadınlar için çizdiği dar sınırları kabul etmez; ancak bunu yaparken kişiliğinden, ahlakından ve sorumluluk duygusundan da vazgeçmez.
Romanın önemli bölümlerinden biri de Feridun Paşa Korusu’nda kamp yapan modern gençlerle ilgilidir. Bu gençler, romanda yeni Cumhuriyet kuşağını ve eğitimli gençliği temsil eder. Kaynaklarda bu grup “Yediler” olarak da anılır. Onların eğitim anlayışları, sosyal hayata bakışları ve Batılılaşmayı algılama biçimleri, romandaki diğer kişilerle karşılaştırılır.
Halide Edib, bu gençler aracılığıyla gerçek modernleşme ile yalnızca dış görünüşe dayalı Batılılaşma arasındaki farkı ortaya koyar. Romandaki bazı kişiler Batılılaşmayı moda, eğlence, gösteriş ve taklitten ibaret sanırken; Lâle’nin temsil ettiği anlayış bilgiye, çalışmaya, ahlaka ve toplumsal sorumluluğa dayanır.
Lâle’nin hayatında Recep önemli bir yere sahiptir. Recep, Lâle’ye samimi duygularla yaklaşan ve onun değerini anlayan bir gençtir. Toplumun birçok üyesi Lâle’yi fazla özgür, fazla bağımsız ya da evlenilecek uygun kadın tipi dışında görürken Recep, onu kişiliğiyle değerlendirir. Lâle’nin bilgili, cesur, dürüst ve güçlü oluşu Recep’in ona duyduğu ilgiyi artırır.
Aralarında zamanla bir yakınlaşma doğar. Ancak bu yakınlaşma da dedikodulardan, kıskançlıklardan ve toplumsal baskılardan tamamen uzak değildir. Buna rağmen Lâle ve Recep arasındaki ilişki olumlu bir şekilde gelişir ve roman onların nişanlanmasıyla umutlu bir sona ulaşır. Bu nişan, yalnızca iki kişinin birleşmesi anlamına gelmez; aynı zamanda Lâle’nin temsil ettiği yeni kadın tipinin toplum tarafından kabul edilmeye başlamasının da sembolüdür.
Romanda en önemli konulardan biri kadının toplumdaki yeridir. Lâle, sadece evlilikle ya da aile içindeki geleneksel rolleriyle tanımlanan bir kadın değildir. O, bilgisiyle, emeğiyle, öğretmenliğiyle, cesaretiyle ve kişiliğiyle toplum içinde var olur. Halide Edib, Lâle üzerinden kadının eğitim almasının, sosyal hayata katılmasının ve kendi kişiliğini ortaya koymasının önemini vurgular. Bu nedenle Lâle, yazarın romanlarında sıkça görülen güçlü kadın karakterlerin önemli örneklerinden biridir. O, Cumhuriyet’in istediği eğitimli, bilinçli, ahlaklı ve topluma faydalı kadın tipini temsil eder.
Romanın bir diğer temel konusu Doğu-Batı sentezidir. Halide Edib, Batı’yı tamamen reddetmez; ancak Batılılaşmanın yalnızca kıyafet, eğlence, moda ve dış görünüşle sınırlı kalmasını eleştirir. Ona göre gerçek modernleşme, bilgi, eğitim, ahlak, çalışma ve toplumsal sorumlulukla mümkündür. Lâle bu anlayışın temsilcisidir. Batı kültürünü bilir, yabancı dil konuşur, modern davranır; fakat kendi toplumunun değerlerinden ve halktan kopmaz. Bu yüzden romanda olumlanan modernleşme anlayışı, köksüz bir taklit değil, kültürel bir sentezdir.
Eserde eğitim de önemli bir tema olarak öne çıkar. Lâle’nin İngilizce bilmesi, öğretmenlik yapması ve çevresindeki insanlardan bilgisiyle ayrılması, eğitimin bireyi ve toplumu dönüştürücü gücünü gösterir. Halide Edib’e göre yeni toplumun kurulmasında eğitimli bireylere, özellikle de eğitimli kadınlara büyük görev düşmektedir. Lâle’nin saygınlık kazanması, yalnızca cesaretinden değil, bilgili ve çalışkan oluşundan da kaynaklanır. Bu nedenle roman, modernleşmenin temelinde eğitimin yer alması gerektiğini savunur.
Sonuç olarak Tatarcık, dışarıdan bakıldığında Lâle ile Recep arasındaki ilişkiyi ve Lâle’nin çevresiyle yaşadığı çatışmaları anlatan bir roman gibi görünse de aslında erken Cumhuriyet toplumunun değişim sancılarını işleyen kapsamlı bir sosyal romandır. Halide Edib Adıvar, Lâle karakteri aracılığıyla hem kadının toplumdaki yerini hem de doğru modernleşme anlayışını tartışır.
Lâle, dedikodulara, kıskançlıklara, erkek egemen baskılara ve yüzeysel Batılılaşma anlayışına rağmen kendi kişiliğinden vazgeçmez. Romanın sonunda Recep’le nişanlanması, onun bireysel mutluluğunun yanında, temsil ettiği modern ve güçlü kadın tipinin toplum tarafından kabul görmeye başladığını da gösterir. Bu yönüyle Tatarcık, Cumhuriyet’in ideal kadınını, eğitimli gençliği, Doğu-Batı sentezini ve gerçek çağdaşlaşma düşüncesini anlatan önemli bir eserdir.
Tatarcık – Kitap Açıklaması
Kaş uçları kalkarak, gözler süzülerek, dudaklar bükülerek her yeni şeyin aşağılık, her köhneliğin kibarlık olduğunu size söyleyen bu adamların şuurlarının arkasında yeni şeylere karşı gizli olduğu kadar kudretli bir meyil vardır. Bu meyil, doğrusunu söylemeli daha çok kadınlardadır. İstanbul’a nadir inseler de mutlak arkalarında moda bir manto, başlarında yeni bir şapka görülür.
İskarpinlerinin ökçesi birer karış, tırnakları kıpkızıldır. Halide Edib Adıvar, Cumhuriyet’le birlikte hızlanan modernleşmeyi, bunun yarattığı dönüşümü anlatan romanlarında özellikle kadın kahramanları öne çıkarmıştı. Sinekli Bakkal ve Zeyno’nun Oğlu romanlarının devamı niteliğindeki Tatarcık, bir balıkçının kızı olan Lâle’nin toplum hayatında yükselişini konu edinen bir roman. Uzun bir zamandan beri yeni baskısı aranan Tatarcık’ın ilgiyle okunacağına inanıyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)
Tek dokunuşla tepkini bırak, diğer okurlar da görsün.


























