Nilgün – Refik Halid Karay
| Tür: | Roman |
| Yazar: | Refik Halid Karay |
| Yayınlanma Tarihi: | 2004 |
| Yayınevi: | İnkılap Kitabevi |
| ISBN: | 9789751029409 |
Karakterler
Nilgün: Romanın başkahramanıdır. Kendini Osmanlı hanedanına mensup bir prenses olarak tanıtan gizemli ve çok yönlü bir kadındır. Son derece güzel, çekici ve etkileyici bir kişiliğe sahiptir. Zaman zaman gururlu, kaprisli ve inatçı davranabilse de güçlü ve bağımsız bir karakterdir. Nilgün’ün en dikkat çekici yönü, geçmişinin ve gerçek kimliğinin uzun süre bir sır olarak kalmasıdır. Bu gizem romanın temel gerilimlerinden birini oluşturur.
Ömer Selim: Romanın anlatıcısı ve erkek başkahramanıdır. Macerayı ve seyahati seven, dünyayı gezmekten hoşlanan bir Türk beyefendisidir. Zeki, kültürlü ve gözlem gücü yüksek bir karakterdir. Ancak aynı zamanda zevklerine düşkün, zaman zaman sorumsuz ve kararsız davranabilen bir yapıya sahiptir. Nilgün’e büyük bir aşkla bağlanır fakat bu ilişki boyunca kıskançlık, şüphe ve vicdan azabı gibi duygular yaşar.
Aydın Bey: Nilgün’ün hayatında önemli bir rol oynayan kişilerden biridir. Daha çok otoriter, güçlü ve koruyucu bir karakter olarak görülür. Nilgün’ün çevresindeki olaylarda etkili olur ve zaman zaman onun kaderini etkileyen kararlar alır.
Doktor Hikmet: Romanın yan karakterlerinden biridir ve Nilgün ile Ömer Selim’in hayatında çeşitli dönemlerde yer alır. Daha çok akılcı, sakin ve olaylara mantıklı yaklaşan bir kişilik olarak tasvir edilir.
Konusu
Nilgün romanı, gezgin bir Türk olan Ömer Selim ile gizemli bir kadın olan Nilgün arasındaki aşk ve macera hikayesini anlatır. Hikayeleri, onların bir gemi yolculuğunda tanışmalarıyla başlar ve Hindistan, Seylan ve çeşitli uzak ülkelerde geçen olaylarla devam eder.
Roman boyunca Nilgün’ün gerçek kimliği ve geçmişi bir sır olarak kalırken, Ömer Selim onunla yaşadığı aşk, ayrılık ve yeniden karşılaşmalarla dolu uzun bir yolculuk geçirir.
Nilgün Özeti
Roman, macera, aşk ve yolculuk temalarının iç içe geçtiği uzun ve çok katmanlı bir anlatıdır. Roman, ilk kez gazetede tefrika edilerek yayımlanmış ve daha sonra “Türk Prensesi Nilgün”, “Mapa Melikesi Nilgün” ve “Nilgün’ün Sonu” adlı üç bölümden oluşan geniş bir hikaye hâline gelmiştir. Eserde anlatılan olaylar yaklaşık yedi yıllık bir zaman dilimine yayılır ve Hindistan limanlarından Afrika kıyılarına, Uzak Doğu adalarından Endonezya’ya kadar geniş bir coğrafyada geçer.
Romanın anlatıcısı ve baş kahramanı Ömer Selim adlı gezgin ruhlu bir Türk beyefendisidir. Ömer Selim macerayı, seyahati ve yeni yerler görmeyi seven bir kişidir. Hikâye, onun Hindistan’a giden bir İtalyan vapuruna binmesiyle başlar. Bu yolculuk sırasında vapurda Osmanlı hanedanına mensup olduğu söylenen genç ve gizemli bir kadınla tanışır: Nilgün.
Nilgün ilk bakışta oldukça tuhaf bir izlenim bırakır. Kendini bir prenses olarak tanıtmasına rağmen üçüncü sınıf kamarada seyahat etmektedir ve maddi açıdan oldukça sıkıntılı görünmektedir. Bu durum Ömer Selim’in kafasını karıştırır. Bir yandan onun gerçekten prenses olup olmadığını sorgular, diğer yandan davranışlarını kaba ve eğitimsiz bulur. Fakat gemide düzenlenen davetlerde Nilgün’ün son derece zarif, çekici ve etkileyici bir kadın olduğunu fark eder. Böylece aralarında yavaş yavaş karmaşık bir çekim oluşur.
Nilgün’ün karakteri roman boyunca bir bilmece olarak kalır. Anlatıcı onun hakkında kesin bir yargıya varamaz, çünkü Nilgün hem güçlü hem kırılgan, hem dürüst hem de zaman zaman aldatıcı yönleri olan bir karakterdir. Bu nedenle Ömer Selim onunla geçirdiği uzun zamanlara rağmen Nilgün’ü tam olarak çözemez.
Yolculuk sonunda Nilgün ve Ömer Selim’in ilişkisi Hindistan ve Seylan Adası’nda devam eder. İkili burada bir süre aynı köşkte yaşamaya başlar ve birbirlerine aşık olurlar. Aralarındaki ilişki güçlenir ve sonunda nişanlanırlar. Ancak bu aşk oldukça karmaşıktır; çünkü Nilgün’ün gerçek kimliği, geçmişi ve niyetleri hakkında sürekli şüpheler vardır.
Ömer Selim Nilgün’ün başka biriyle evlenmesini engellemek için para kazanmak amacıyla Seylan’dan ayrılır. Ancak onun maceracı ve zevk düşkünü karakteri burada kendini gösterir. Kumar, eğlence ve yeni maceralar peşinde koşarken Nilgün’den uzaklaşır ve zamanla onu ihmal etmeye başlar.
İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte romanın atmosferi daha dramatik bir hâl alır. Nilgün hamile kalır ve güvenli bir yere götürülür. Ancak savaş koşulları, uzak mesafeler ve iletişim zorlukları nedeniyle Ömer Selim ile Nilgün arasındaki bağ kopar. Uzun süre birbirlerinden haber alamazlar.
Bu süreçte Ömer Selim, Nilgün’ü ve doğacak çocuğunu terk etmiş olmanın vicdan azabını yaşamaya başlar. Ayrıca Japonların bazı bölgelere girdiği ve halka zulmettiği haberleri onu derinden sarsar. Bu olaylar onun içinde bir dönüşüm yaratır ve Nilgün’ü bulmak için tekrar yola çıkar.
Roman ilerledikçe Nilgün’ün geçmişi ve kimliğiyle ilgili sırlar ortaya çıkar. Nilgün’ün aslında farklı bir kimliğe sahip olduğu ve hayatı boyunca çeşitli rollere büründüğü anlaşılır. Bu gizemli karakter zaman zaman farklı sosyal konumlarda karşımıza çıkar, hatta bazı yerlerde bir hükümdar ya da güçlü bir kadın olarak da görünür.
Ömer Selim ve Nilgün yıllar sonra yeniden karşılaşırlar. Aralarındaki ilişki tekrar alevlenir, fakat geçmişte yaşanan ihanetler, ayrılıklar ve şüpheler ilişkilerini zorlaştırır. Buna rağmen birbirlerinden kopamazlar.
Romanın son bölümünde kahramanların hayatındaki karmaşa yavaş yavaş çözülmeye başlar. Uzun ayrılıklardan ve maceralardan sonra Ömer Selim ile Nilgün yeniden bir araya gelir. Tüm yaşananlardan sonra birbirlerine duydukları sevginin hâlâ güçlü olduğu anlaşılır ve sonunda evlenerek birlikte yaşamaya karar verirler.
Nilgün – Kitap Açıklaması
1888 yılında Beylerbeyi’nde doğan Refik Halid Karay, 18. yüzyıl sonlarında bir kolu Mudurnu’dan İstanbul’a göçenKarayakış ailesindedir. “Galatsaray Sultanisi” ve “Mektebi Hukuk”da okuyan yazar, Meşrutiyet sıralarında gazeteciliğe baslamıştır.
Kısa sürede üne kavuşmuş, “Fecri Ati” edebiyat topluluğunun kurucularından olmustur. “Kirpi” adıyla yazdığı taşlamaları ve siyasal yazıları sonucu İttihat ve Terakki hükümetince Anadolu’nun çeşitli illerinde 5 yılsürgüne gönderilmiş, ancak 1. Dünya Savaşı’nın son yılı İstanbula dönebilmiştir.Dönüşünde Robert Kolej’de öğretmenlik, Sabah Gazetesi’nde başyazarlık, iki kez de Posta-Telgraf Genel Müdürlüğü yapan Refik Halid, bu süreçte tanınmış “Aydede” mizah dergisini de çıkarmıştır.
Bazı siyasal davranışları yüzünden memleketten ayrılmak zorunda kalan yazar, Haleb’e yerleşerek “Vahdet” gazetesini çıkarmış, Hatay’ın Türkiye’ye bağlanmasında yazıları ve çalışmaları ile katkıları olmuştur. 1938’de yurda dönen Refik Halid, dergi ve gazetelerde günlük yazılar tazmış ve 20 kadar roman kaleme almıştır. 18.7.1965 tarihinde İstanbul’da ölen yazar; tekniği, dilinin güzelliği, taşlamalarının inceliği ve tasvirlerinin kuvveti ile ün yapmış, Modern Türk Edebiyatı’nın temel taşlarından biri olmuştur.
(Tanıtım Bülteninden)

