Kalpazanlar – Andre Gide
| Tür: | Roman |
| Yazar: | Andre Gide |
| Yayınlanma Tarihi: | 2000 |
| Yayınevi: | Can Yayınları |
| ISBN: | 9789750747946 |
Karakterler
Bernard Profitendieu: Romanın merkezindeki gençlerden biridir. Gururlu, zeki, cesur, asi, meraklı ve zaman zaman düşünmeden hareket eden biridir. Başlangıçta özgürlüğü tüm bağları koparmak olarak görür. Édouard’ın bavulunu çalması onun sınır tanımayan yönünü gösterir. Buna karşılık merhametli ve yardım etmeye yatkın bir tarafı da vardır. Laura’ya duyduğu aşk ve Profitendieu hakkındaki düşüncelerinin değişmesiyle olgunlaşır. En belirgin özelliği “gerçek benliğini” bulma isteğidir.
Olivier Molinier: Hassas, utangaç, duygusal, sevgiye ihtiyaç duyan ve kolay incinen bir gençtir. Édouard’a çok bağlıdır fakat hislerini açıkça ifade edemez. Bernard’ı kıskanması onu Passavant’ın etkisine açık hale getirir. En büyük zaafları kıskançlığı, güvensizliği ve başkalarının onayına duyduğu ihtiyaçtır. Buna karşılık içten ve sevme kapasitesi yüksek biridir.
Édouard: Yazar, Olivier’nin amcası ve romanın en önemli gözlemci karakteridir. Zeki, düşünsel, meraklı, gözlemci ve deneysel bir kişiliği vardır. İnsanları anlamaya çalışır; fakat bazen onları bir yazarın malzemesiymiş gibi gözlemlemesi nedeniyle duygusal açıdan mesafeli hatta benmerkezci davranabilir. Kendi Kalpazanlar romanını yazması onu Gide’in edebiyat hakkındaki düşüncelerini taşıyan ana karakter haline getirir.
Kont Robert de Passavant: Édouard’ın karşı kutbudur. Çekici, kültürlü ve toplumsal açıdan güçlü görünür; fakat esas olarak manipülatif, çıkarcı, hesapçı ve başkaları üzerinde hâkimiyet kurmaya yatkın biridir. Olivier’nin güvensizliğinden yararlanır. Sanat konusunda da özgünlükten çok moda, çevre ve etkiyle ilişkilendirilir.
Vincent Molinier: Olivier’nin ağabeyidir. Başlangıçta eğitimli ve düşünceli görünmesine rağmen giderek ahlaki sorumluluk duygusunu kaybeder. Laura’yı hamile bıraktıktan sonra ondan uzaklaşır; Lilian’ın etkisiyle daha tehlikeli bir hayatın içine girer. Roman ilerledikçe sorumluluktan kaçan, kendine yabancılaşan ve sonunda ruhsal olarak çöken bir karaktere dönüşür.
Laura Douviers (Vedel): Vincent’la ilişki yaşayan evli kadındır. Duygusal, kırılgan ve suçluluk duygusu güçlüdür. Bir yandan tutkusu, diğer yandan evliliği ve ahlaki sorumlulukları arasında sıkışır. Sonunda kocasının bağışlamasını kabul edip ona döner.
Albéric Profitendieu: Bernard’ın biyolojik olmayan babası ve sorgu hâkimidir. Dışarıdan otoriter, ciddi ve saygın bir burjuva gibi görünür. Fakat Bernard gittikten sonra ortaya çıkan yönü duygusal, koruyucu ve içten bir babadır. Bernard’ı uzaktan takip eder ve ona kızmak yerine hâlâ sevdiğini açıklar. Romanın “sahte görünen ama gerçek olan” kişilerinden biridir.
Boris: Romanın en trajik karakteridir. Hassas, sevgiye muhtaç, kırılgan, içe dönük ve başkalarının kabulüne ihtiyaç duyan bir çocuktur. Bronja’nın ölümüyle iyice yalnızlaşır. Ghéridanisol’un küçümsemesi karşısında korkak olmadığını kanıtlamak ister ve bu zaafı ölümüne yol açar. Özgün metin özellikle onun “şefkatli/tender” ruhunu ve dışlanmaktan duyduğu büyük acıyı vurgular.
Madame Sophroniska: Boris’le ilgilenen doktordur/psikolojik çözümleme uygulayan kişidir. Analitik, bilimsel ve çözümleyici bir karakterdir. Ancak Gide onun Boris’i anlamlandırma çabasını bütünüyle kusursuz göstermez; Édouard’ın günlüğünde Boris’in ruhunu fazla mekanik biçimde parçalarına ayırdığı yönünde ironik bir eleştiri vardır.
Rachel Vedel: Laura ve Armand’ın kardeşidir. Ailenin ve okulun yükünü taşıyan çalışkan, fedakâr, sorumlu ve ahlak konusunda daha katı bir karakterdir. Kendi hayatından çok başkalarının ihtiyaçlarına zaman ayırır. Bernard ile Sarah’nın ilişkisini öğrendiğinde Bernard’ın ayrılmasını ister.
Sarah Vedel: Rachel’ın kardeşidir. Rachel’a göre daha özgür, kurallara daha az bağlı ve daha dürtüsel bir genç kadındır. Bernard’la yakınlaşması, Vedel ailesindeki muhafazakâr düzen ile gençlerin arzuları arasındaki çatışmayı görünür hale getirir.
Lady Lilian Griffith: Vincent’ın hayatına giren kozmopolit ve maceracı kadındır. Dünyevi, özgürlükçü, tehlikeyi seven ve geleneksel ahlak kurallarını önemsemeyen bir figür olarak Laura’nın karşıtıdır. Vincent’ın giderek daha kontrolsüz bir hayata geçişinde önemli rol oynar.
Victor Strouvilhou: Romanın en karanlık yetişkinlerinden biridir. Aşırı derecede sinik, nihilist ve manipülatiftir. Gençlerin yozlaşmasında ve sahte para çevresinde önemli rol oynar. Passavant bile onun yanında daha “toplumsal” bir manipülatör gibi kalır; Strouvilhou değerlerin kendisini küçümseyen bir karakterdir.
Ghéridanisol: Strouvilhou’nun etkisindeki öğrencidir. Zorba, acımasız, küçümseyici ve güç gösterisine düşkün bir karakterdir. Boris’in hassasiyetinden nefret eder, onu bilinçli biçimde dışlar ve cesaretini kanıtlamaya zorlar. Boris trajedisindeki en doğrudan manipülatörlerden biridir.
Konusu
Kalpazanlar, insanın “gerçek” olmasının soy, toplumun onayı veya dışarıdaki saygın görüntüyle değil; kendi duygularıyla dürüstçe yüzleşebilmesi ve seçimlerinin sorumluluğunu üstlenebilmesiyle ilgili olduğunu anlatır.
Romanın en güzel ironilerinden biri Bernard’dadır. Profitendieu biyolojik olarak onun “gerçek” babası değildir ama sevgisi gerçektir; buna karşılık romandaki birçok “saygın” insanın sosyal kimliği gerçektir ama duyguları ve davranışları sahtedir. Boris’in ölümündeyse çocukların “oyun” ve “cesaret gösterisi” olarak kurduğu sahte tehlike bir anda gerçek ölüme dönüşür.
Kalpazanlar Özeti
Roman, Bernard Profitendieu’nün babası sandığı kişinin biyolojik babası olmadığını öğrenmesiyle başlar. Bernard bu gerçeğe çok öfkelenir ve ailesine bir mektup bırakarak evden ayrılır. Yakın arkadaşı Olivier’nin yanına gider. Olivier’nin amcası Édouard bir yazardır ve onun da yazmakta olduğu romanın adı Kalpazanlardır.
Bernard, Édouard’ın kaybettiği bavulunu ele geçirir ve içindeki günlüğü okur. Böylece Laura adlı evli bir kadının, Olivier’nin ağabeyi Vincent’tan hamile olduğunu öğrenir. Daha sonra Édouard’la tanışır ve onun sekreteri olur.
Bernard’ın Édouard’a yakınlaşması Olivier’yi kıskandırır. Olivier bu nedenle Édouard’ın rakibi olan Passavant’ın etkisine girer. Passavant, gençleri yönlendiren ve çıkarları için kullanan bir kişidir. Vincent ise Laura’dan uzaklaşır ve Lady Lilian Griffith ile tehlikeli bir hayata yönelir.
Bernard, Édouard ve Laura bir süre İsviçre’ye giderler. Bernard burada Laura’ya âşık olur fakat Laura, kendisini affeden kocasına dönmeyi seçer. Bernard da zamanla özgürlüğün yalnızca insanlardan kaçmak değil, sorumluluk almak anlamına geldiğini öğrenir.
Paris’e döndüklerinde Georges ve bazı öğrencilerin sahte para kullandıkları ortaya çıkar. Böylece romandaki “kalpazanlık” gerçek anlamıyla da görülür. Ancak Gide, sahte paranın yanında insanların sahte davranışlarını, yalanlarını ve ikiyüzlülüğünü de eleştirir.
Olivier, Passavant’ın etkisi altında giderek bunalıma girer. Bir gece kendisini küçük düşürdükten sonra intihara teşebbüs eder fakat Édouard onu kurtarır. Bernard ise zamanla babası Profitendieu’nün kendisini biyolojik oğlu olmamasına rağmen gerçekten sevdiğini anlar ve ailesine dönmeye karar verir.
Romanın en trajik olayı Boris’in ölümüdür. Hassas ve yalnız bir çocuk olan Boris, arkadaşları tarafından cesaretini kanıtlamaya zorlanır. Tehlikesiz olduğunu sandığı bir tabancayı başına dayayıp ateş eder, fakat silahta gerçek mermi vardır ve Boris ölür.
Bu olay özellikle Georges’u derinden etkiler. Roman sonunda Bernard ailesine döner, Olivier hayatta kalır, Laura kocasına döner ve Édouard kendi romanını yazmayı sürdürür. Ancak bütün olaylar kesin bir sonuca bağlanmaz.
Kalpazanlar, yalnızca sahte para olayını değil, insanların gerçek kişilikleri ile dışarıya gösterdikleri yüz arasındaki farkı anlatır. Romanın temelinde kimlik arayışı, aile ilişkileri, aşk, kıskançlık, sorumluluk ve gerçeklik-sahtecilik çatışması vardır.
Kalpazanlar – Kitap Açıklaması
André Gide’in Kalpazanlar’ın yirminci yüzyıl Fransız romanındaki konumu ancak, Marcel Proust’un Yitik Zamanın Ardında’sının konumuyla karşılaştırabilir. Tıpkı Proust’un büyük yapıtı gibi, Gide’nin yazdığı bunca anlatı arasında roman adını verdiği tek yapıt olan Kalpazanlar da aynı zamanda hem roman, hem roman üstüne düşünce, hem öyküler anlatan bir yapıt, hemde yapıtın öyküsü olmak ister. Bunu yaprken gerçekleştirmeye çalıştığı bir başka amaç da, roman sanatını baştan sona yenilemektir. Bu son amaca, tam olarak ulaşıldığını söylemek zordur. Ama arayış öyle usta bir anlatım, öyle canlı ve çekici yüzler, öyle ilginç oluntular aracılığıyla sürdürülür ki, bir yandan büyük bir yazın serüveni karşısında bulunduğumuzu duyar, bir yandan kişilerin serüvenlerini kendi serüvenlerimiz gibi yaşarız.
(Tanıtım Bülteninden)
Tek dokunuşla tepkini bırak, diğer okurlar da görsün.



























